Kuloğlu Mah. Turnacıbaşı Cd. Fikret Tuner İş Hanı No:39 K.3 Beyoğlu / İSTANBUL

21 ŞUBAT DÜNYA ANADİL GÜNÜ: TÜM HALKLARIN DİLLERİNE ÖZGÜRLÜK

  • Anasayfa
  • 21 ŞUBAT DÜNYA ANADİL GÜNÜ: TÜM HALKLARIN DİLLERİNE ÖZGÜRLÜK
Blog Image

21 ŞUBAT DÜNYA ANADİL GÜNÜ: TÜM HALKLARIN DİLLERİNE ÖZGÜRLÜK

 

21 ŞUBAT DÜNYA ANADİL GÜNÜ: TÜM HALKLARIN DİLLERİNE ÖZGÜRLÜK

 

Diller, kültürlerin taşıyıcısı ve halkların hafızasıdır. Her bireyin kendi anadilinde eğitim görmesi, kendini ifade edebilmesi ve toplumsal hayata katılabilmesi temel bir insan hakkıdır. Ancak, dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Türkiye’de de pek çok halk, anadilini kullanma, öğrenme ve aktarma konusunda ciddi engellerle karşılaşmaktadır.

 

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), 1999 yılında 21 Şubat’ı Dünya Anadil Günü olarak ilan ederek dilsel çeşitliliğin korunmasını ve geliştirilmesini teşvik etmeyi amaçlamıştır. UNESCO verilerine göre, dünyada 2.500’den fazla dil yok olma tehlikesi altındadır.

 

Türkiye’de ise Kürtçe, Lazca, Abhazca, Çerkesce, Süryanice, Romanes, Domari ve Lomavren gibi birçok yerel ve azınlık dili, baskılar ve yasal engeller nedeniyle giderek daha az konuşulmaktadır. Türkiye’de çok sayıda dil bulunmasına rağmen, 2012 yılında yürürlüğe giren düzenlemeyle yalnızca bazı diller 5. sınıftan itibaren seçmeli ders olarak okutulabilmektedir. Ancak bu düzenleme, anadilde eğitimin güvence altına alınması için yeterli değildir. Bir çocuğun, ilkokul çağında ailesinden öğrendiği dilden koparılması ve zorunlu olarak resmi dili öğrenmeye yönlendirilmesi, hem pedagojik hem de psikolojik açıdan olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Bu durum, çocukların ruhsal, sosyal ve duygusal gelişiminde ciddi yaralar açmakta, aynı zamanda çocuk hakları ihlaline yol açmaktadır.

 

Bununla birlikte, seçmeli ders hakkı fiilen kullanılamaz hale getirilmiştir. Yeterli öğretmen atamasının yapılmaması, en az 10 öğrencinin aynı dili seçmesi şartının aranması, ders kitaplarının eksikliği ve eğitim materyallerinin yetersizliği gibi faktörler, anadilinde eğitimi imkânsız kılmaktadır. Ayrıca, okul idarelerinin velileri ve öğrencileri ders seçimleri konusunda bilgilendirmemesi ve çoğunlukla çocukları dini içerikli derslere yönlendirmesi de bu süreci daha da zorlaştırmaktadır. Aileler ve çocuklar, ayrımcılığa uğrama veya dışlanma korkusuyla anadilinde eğitim hakkını talep etmekten çekinmektedir.

 

Türkiye’nin en önemli toplumsal meselelerinden biri olan Kürt meselesinin çözümü ve kalıcı barışın sağlanması, Kürtçenin kamusal alanda kullanılmasının önündeki engellerin kaldırılmasıyla doğrudan ilişkilidir. Kürtçeye yönelik kısıtlamalar, sadece eğitim alanıyla sınırlı kalmamakta, tiyatro, sinema, konser ve diğer kültürel etkinlikler de gerekçesiz bir şekilde yasaklanabilmektedir. Resmi bir statüye sahip olmadan 2009 yılında yayın hayatına başlayan TRT Kurdi (eski adıyla TRT 6) ve 2012’de başlatılan seçmeli ders uygulamaları, milyonlarca Kürt yurttaşın anadil hakkını karşılamaktan uzak kalmaktadır. Kürtçenin toplumsal yaşamda daha fazla yer almasını sağlamak, sadece Kürtler için değil, Türkiye’de yaşayan herkes için daha adil ve kapsayıcı bir gelecek inşa etmenin temel taşlarından biridir.

 

Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı olarak, tüm halkların kendi anadilini özgürce kullanabildiği, anadilinde eğitim alabildiği, dillerin yok olmaya yüz tutmadığı bir Türkiye için mücadele etmeye devam edeceğimizi vurguluyoruz. Kürtçenin ve diğer halkların dillerinin kamusal alanda görünür olması, hukuki güvence altına alınması ve eğitim dili olarak kabul edilmesi için mücadeleyi büyütmek hepimizin sorumluluğudur.

 

Dillerin yasaklanmadığı, halkların kültürel kimliklerinin tanındığı, herkesin anadilinde özgürce konuşabildiği bir gelecek için: Yaşasın diller, yaşasın halkların kültürel özgürlüğü!

 

TOPLUM VE HUKUK ARAŞTIRMALARI VAKFI